Gebelikte Kordon dolanan bebeklerde

BEBEĞİN BOYNUNA KORDON DOLANMASI
BEBEĞİN BOYNUNDA KORDON OLMASI
Bilindiği gibi kordon (umblikal kord) bebek ile plasenta (bebeğin eşi) arasında uzanır ve anne kanındaki besinleri, oksijeni plasentadan bebeğe taşır. Bebek kanındaki maddeleri de plasentaya taşır. Kordonun normal uzunluğu 55-75 cm arasındadır. Kordonun normalden uzun olduğu durumlarda bebeğin boynuna dolanma riski artar. 100 cm’den uzun kordonlar bu açıdan riskli kabul edilir. Normal zamanında olan doğumların yaklaşık yüzde 30’unda bebekte boyunda kordon dolanması görülür. Kordon bebeğin boynun sıklıkla 1 tur dolanır, bazen 2-3 tur dolanır hatta çok nadiren 5-6 tur dolandığı bile görülür. Gebelik muayeneleri sırasında da ultrason ile (normal B-mod veya doppler inceleme) kordon dolanması görülebilir. Kordon bazen göbek etrafına, kollara, omuzlara da dolanabilir. Kordon dolanmasının nedeni net olarak bilinmemektedir. Ultrasonla yapılan incelemelerde gebelik ayları ilerledikçe bebeğin boynunda kordon görülme sıklığı da artar. Kordonun dolanırken kilitlendiği ve kilitlenmediği olmak üzere 2 tipi vardır. Kordon dolanmasını düzeltmek için veya önlemek için herhangi bir yöntem yoktur.

Yapılan araştırmalarda özellikte plasentası (bebeğin eşi) rahim arka duvarında bulunan bebeklerin boynunda kordon olma ihtimali plasentası önde olan bebeklere göre daha yüksek saptanmıştır. Yine tek yumurta ikizlerinde, erkek bebeklerde, daha önce boyunda kordonu olan bebek doğuranlarda görülme oranı daha fazla saptanmıştır.

kordon dolanması
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Kordon dolanan bebeklerde bazen doğum sancıları sırasında bebeğin kalp atışında yavaşlama saptanır veya kordon çok kısa ise bebeğin doğum kanalından inişine engel olabilir bu durumlarda sezaryen gerekebilir. Boynuna kordon dolanan bebeklerde doğum sırasında bu tür nedenlerle sezaryen gerekme riski kordon dolanmayan bebeklere göre fazladır. Bazen normal doğumun uzun süremesine neden olabilir. Bu nedenle boynunda kordon tespit edilen gebelerin doğumları ve kalp atım traseleri (NST) daha sıkı takip edilir.

Araştırmaların bir kısmı hamilelikte bebeğin boynuna umblikal kord dolanmasının bebek üzerinde doğumdan sonra olumsuz etkileri olmadığını (neonatal morbidite ve mortalitenin değişmediğini) bildirirken bir kısım araştırmalar da bunun tersine boyuna kordon dolanan bebeklerde doğum sonrası asfiksi vb. risklerin arttığını bildirmiştir.

Özet olarak yapılan bir çok araştırma neticesinde kordon dolanmasının bebek ve doğum açısından ne kadar risk taşıdığı ve bu riskler karşısında ne yapılması gerektiği net olarak belirlenmiş değildir. Ancak çok büyük riskler getirmediği açıktır zira doğumların neredeyse üçte birinde olacak kadar sık görülen bir durum olduğu halde kordon dolanması ile doğan bir çok bebekte problem saptanmamaktadır. Problem yaşanan bebeklerde de bunun kordon dolanmasından mı başka nedenlerden mi kaynaklandığı her zaman net bilinmemektedir. Ancak olası düşük riskler göz önünde bulundurularak kordon dolanması olan gebeliklerin takibinde ve doğumunda daha sıkı izlenmesi önerilmektedir. Gebeliğin son dönemlerinde bebek hareketlerinde azalma şikayeti olan gebelerde boyunda kordon olabileceği araştırmalarda bildirilmiştir, bu açıdan değerlendirme faydalı olabilir.

Anne karnında sürekli erken aylarda fetusun ölmesi

ÖLÜ DOĞUM – ANNE KARNINDA (RAHMİNDE) BEBEK ÖLÜMÜ
FETAL ÖLÜM (İNTRAUTERİN BEBEK ÖLÜMÜ)
Ölü doğum yapmak veya anne rahminde bebek ölmesi veya anne karnında bebek (fetus) ölümü veya anne karnında bebeğin kaybedilmesi veya intrauterin ex fetus (mort fetus) aynı anlamda kullanılan terimlerdir. Bebeğin doğduğu anda canlı olması ve doğumdan sonra ölmesi ise farklı bir durumdur, bu gruba dahil değildir.

Ölü doğum 20. gebelik haftasından sonra anne karnında ölen bebekler için kulllanılan bir terimdir ve yaklaşık 200 gebelikte bir görülür. 20. gebelik haftasında önce anne rahminde fetus ölümü gerçekleşirse buna ölü doğum veya rahim içinde bebek ölümü denmez, düşük denir. Eğer ölüm sırasında gebeliğin kaç hafta olduğu bilinmiyorsa bu durumda bebeğin kilosuna göre isimlendirilir. 500 gramın üzerindeki ölümlere ölü doğum denirken, 500 gramın altındakilere düşük denir.

Dünyada her yıl 3 milyondan fazla ölü doğum olmaktadır.

Ölü doğum sebepleri:
– Gebelik sırasında geçirilen (perinatal) enfeksiyonlar (Kızamıkçık, CMV, Toxo vb.)
– Preeklampsi ve tansiyon yüksekliği
– Gebelik sırasında kanama olması (plasenta previa)
– Dekolman plasenta (bebeğin eşinin ayrılması)
– Diabet
– Annenin yaralanması, kaza geçirmesi, travma
– Sepsis
– İkizden ikize transfüzyon sendromu
– Kordon kazaları, kordon sıkışması veya düğümlenmesi
– Uterin anomaliler (rahmin doğumsal anormallikleri)
– Kan uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu)
– Hidrops fetalis (immun veya non-immun)
– Kordon sarkması
– Doğumla ilgili problemler
– Bebekte doğumsal (konjenital) anomaliler olması (Doğumsal kalp hastalıkları gibi)
– Bebekte kromozomal (genetik) anomaliler olması
– Gelişme geriliği
– Erken doğum ve suların erken gelmesi
– Bunların dışında diğer bazı sebepler ve sebebi bulunamayan ölü doğumlar olabilir.

Sebebi açıklanamayan ölü doğumlar: Anne karnında ölen bebeğin ölümünü açıklayabilecek herhangi bir sebep bulunamayan durumlardır. Bütün ölü doğumların yaklaşık %20 kadarının sebebi bulunamaz. Ölü doğum olayını açıklayacak anneyle ilgili bir hastalık veya bebekle ilgili bir anomali veya başka bir durum yoktur.

Ölü doğumla (intrauterin ölü fetus) ile ilgili risk faktörleri:
Aşağıdaki durumların olduğu gebeliklerde ölü doğum olma riski daha fazla görülmektedir.
– Anne yaşının fazla olması (35’den fazla) veya çok genç olması (adolesen gebelik)
– Multiparite
– Annenin fazla kilolu olması (obezite)
– İkiz ve üçüz (çoğul) gebelikler
– Annenin sigara kullanması
– Daha önce ölü doğum yapmış olmak, kötü öbstetrik öykü
– Annede yüksek tansiyon, şeker hastalığı, guatr, böbrek hastalıkları, SLE ve diğer sistemik hastalıklar olması
– Annede trombofili (pıhtılaşma bozuklukları) olması
– Gebelik kolestazı
– Trombofili
– IUGR, oligohidramnios, polihidramnios
– Yardımcı üreme teknikleri (ART)
– Günaşımı
– Annenin uyuşturucu madde kullanması

Anne karnında bebeğin öldüğünün tespit edildiği durumlarda bir an önce bebeğin normal doğumla veya sezaryenle doğurtulması amaçlanır. Ölmüş olan bebeğin anne karnında uzun süre kalması anne kanına bazı maddelerin (tromboplastin) geçmesine sebep olabilir ve annede kanama-pıhtılaşma bozukluğuna (DIC- Dissemine intravasküler koagulasyon) sebep olabilir.

Yukarıda anlatıldığı gibi 20 haftadan önce anne karnında ölüm olması ölü doğum olarak sınıflandırılmaz ve bunlar düşük grubuna girer. Dolayısıyla bu durumda küretaj yoluyla rahim içerisi boşaltılır.

Anne karnında sürekli erken aylarda fetusun ölmesi ve tekrarlayan düşükler olması “tekrarlayan gebelik kayıpları” olarak adlandırılır ve ayrı bir konu olarak anlatılmıştır, buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Gebelikte Gün aşımının getirdiği riskler

GÜN AŞIMI GEBELİK (GEÇ DOĞUM) (GÜN GEÇMESİ)

HAMİLELİKTE ZAMANI GEÇMİŞ, ZAMANI DOLMUŞ, GÜNÜ DOLMUŞ, MİAD AŞIMI, GÜN AŞIMI DOĞUM, SÜRMATURASYON…

41 haftadan uzun süren gebeliklere gün aşımı, sürmatürite, postterm, miad geçmesi, postmatürite, gün geçmesi, günü dolmak gibi isimler verilir. Bu sınır bazı yerlerde 42 hafta olarak kabul edilir. Yaklaşık olarak tüm gebeliklerin %5’inde görülür. Ortalama gebelik süresi insanoğlunda son menstrüel periodun ilk gününden itibaren 280 gün yani 40 haftadır.

Günaşımı tanısı koyulurken annenin söylediği son adet tarihi kadar eski ultrason ölçümlerinin güncellenmesi de (özellikle hamileliğin ilk 4 ayında girilen ultrasonlar) çok önemlidir.

Kimlerde daha sık rastlanır?
– Daha önceki gebeliğinde gün aşımı olanlar
– Gebenin annesinde veya kız kardeşinde gün aşımı hikayesi varsa
– İlk gebelik (nulliparite)
– Annede obezite olması
– Fetusta anensefali olması
– Fetusta adrenal hipoplazi olması
– X’e bağlı plasental sülfataz eksikliği (erkek fetusta olur sadece)

gebelik süresi, gün aşımı, preterm
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Gün aşımının getirdiği riskler:
Plasentada dolaşım bozulmasına bağlı olarak oksijen ve besin maddelerinin yeterince taşınamaması sonucu fetal distres gelişebilir. Bu nedenle özellikle gün aşımı olan gebeliklerde, bebek hareketleri bir sağlık göstergesi olarak dikkatlice izlenmelidir. Oksijen yetersizliğinin artması fetusta mekonyum denen ilk dışkının yapılmasına neden olur. Bebek doğmadan amniyon sıvısı içine yaptığı bu ilk dışkı doğum sırasında ve hatta anne karnında bebeğin akciğerlerine kaçabilir. Mekonyum aspirasyonu denen bu durum bebekte ciddi sorunlara yol açabilir. Ayrıca gün aşımı doğan bebeklerin bir kısmı iri bebek olabilir. Bebeğin suyulma azalma (oligohidramnios) olabilir ve bu da kordon sıkışması gibi bazı riskleri arttırır.

Dismatürite (postmatürite) sendromu:
Postmatürite sendromu gün aşımı olan bebeklerin yaklaşık üçte birinde, aşırı uzamış gebeliklerde görülmektedir. Genellikle cilt altı yağ depolarının kaybı sonucu buruşuk, kuru ve çatlak bir deri, uzun tırnaklar, uzun saçlar, hipotoni, mekonyumla boyanmış sarı- kahverengi cilt ile karakterizedir. Bebekte ince uzun bir vücut yapısı, endişeli bakan gözler mevcuttur.

Tedavi:
42 hafta dolana kadar (bazı hastanelerde 41 hafta olarak da alınabilir bu sınır) yakın takip ile gebelik izlenmelidir. Bebek hareketlerinde azalma olup olmadığı takip edilir anne tarafından, ayrıca 40 haftadan itibarek 2-3 günde bir NST çekilir. Gerekirse ultrason ve başka testler de eklenebilir. Herhangi bir soruna rastlanmazsa takiplerde, 41 ya da 42 haftada doğum indüklenir. Normal doğum için obstetrik bir engel yoksa suni sancı ile doğum başlatılmaya çalışılır, eğer normal doğuma engel bir durum varsa (iri bebek, anne pelvisinin uygunsuzluğu vb.) bu durumda sezaryen ile gebelik sonlandırılır.

EK BİLGİLER:
– Günaşımına erkek bebek olan gebeliklerde daha sık rastlanır.
– Plasental sülfataz eksikliğinde günaşımı ve uzamış doğum eylemi meydana gelebilir. (Sadece erkek fetuslarda meydana gelir.)